Pratik Tarif Sevdiklerim

Sevdiklerim

Sevdiklerim









Sevdiklerim



Biraz o telas, biraz bu telas –hele de onumuzdeki Persembe’ye kalabaliga, cok kalabaliga iftar telasi– derken, Bizim Pastane’yi guncelleyecek halim hic yoktu ki, imdadima Devletsah yetisti ve beni bir oyuna davet etti. Epeydir ortada yoktu bu oyunlar. Ne zaman mesgulsem, blogumla ilgilenemiyorum, pasta/kek yapamiyorum diye s1k1nt1ya dusmussem, o zaman arz-i endam ediyorlar. Seviyorum bu huylarini. Bu oyunda da zaten sevdigimiz uc seyi yazacakmisiz. Tabii ki asagidaki uc madde, su anin urunu; baska bir zamanda baska seyler de yazilabilirdi. Neyse ki, sevdigim seyler bol.

  • Devletsah’in bu baglamda yazdiklari benim cok hosuma gitti, sevebilmeyi sevdigini soyleyerek noktayi koymus konuya. Ben yapim geregi, rahatlikla sevebilen biri degilim. Cekinerek yanasirim iliskilere, insanlara; hatta kimi zaman hic yanasmamaktir dogal egilimim. Ama en azindan bunun yanlisligini biliyorum. Bu nedenle, rahatlik cemberimi, aliskanliklarimi kirabildigim zamanlari seviyorum. Tabii cogunlukla acili surecler oluyor bunlar. Hele ki, zorlanarak yaptigim bir isin kendimden cok, baskalarina gorulebilir faydasi olmussa, hersey olup bittikten sonra bir manevi tatmin ve huzur hali oluyor ki, asil sevdigim iste bu. Bilmem cok soyut mu oldu? Ornekleyecek olursam, Ramazan ayi butun bir yil boyunca giydigimiz aliskanliklarin silkilip atildigi, yepyeni duyarliliklarin ortaya ciktigi bir zaman olmasi ozelligiyle boyle mutluluklardan nasibimi aldigim bir zaman.
  • Bir yemek blogum olmasindan anlasilacagi uzere, yemeyi icmeyi seviyorum. Fakat bunun da otesinde, yemek tasarlamayi, yemege yakin olmayi, pisirmeyi, yemegi sunan el olmayi seviyorum. Yemek yapmanin seckin bir sanat, yemekle ugrasmanin da cok yonlu bir zevk oldugunu dusunuyorum. Hatta bu surecte “ben”i kaybettigim oluyor bazen, ve bu hali ozellikle seviyorum.
  • Cocuklarimi cok seviyorum. Onlarda kendimden izler goruyorum, kimi benzerlikler, kimi zitliklar… Kendime, bu yansimalarin isiginda bakmayi seviyorum. Burda baska bir sevdigim isin icine giriyor: analizi seviyorum. Ama asiri kactigim, ya da isin icinden cikamadigim, dahasi analiz yapmaktan su ani yasayamadigim oluyor. Onun icin –esin dostun (fakat ozellikle esin) tavsiyesiyle– dozunu kacirmamaga calisiyorum.

Bana gelen oyunlari baskalarina gecirirken ufak bir tedirginlik duyuyorum, mecbur hissederler mi topu attiklarim diye. Ama madem oyunun kurali bu, uyacagim. Ben de Betul’u, Behiye’yi ve Dilek’i davet edeyim henuz edilmemislerse.
















Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir