Pratik Tarif Özleyen var mı pazar yazılarını?

Özleyen var mı pazar yazılarını?

Sizi bilmem ama ben özledim. Bu bahar pazarlarıma hasret kaldım. Son dört ayın ikisi başka yerlerde geçince pazarlarımın mevsim geçişlerini kaçırdım. Antalya’da olduğum zamanlarda bu açığı kapatmaya çalıştım, kimi zaman haftada üç gün pazara giderek. Zorunluluktan değil, şifa kaynağım olduğu için gidiyorum pazara. Pazarda dolaşırken ne dert kalıyor ne tasa. Pazarcı dostlarımla üç beş sohbet ediyor, elliyor, kokluyor, bazen tadıyor, pazar çantamı güzelliklerle doldurup dönüyorum. İlk günler zavallı buzdolabımız oflayıp pufluyor tabii. Kışın balkonumuz imdada yetişiyordu. Şimdi havalar ısındı, artık herşeyi dolapta tutmak gerekiyor. Bu fotoğraf bu haftadan değil. Bu seneden de değil. Güzeller güzeli teyzemin önündeki kasada kızılcık var dikkat ederseniz. Kaç sene önce bir sonbahar günü Burhaniye pazarında çekmiştim. Antalya pazarlarından da pek çok fotoğraf var kullanabileceğim ya gerilere doğru giderken rastlaştık teyzemle, hasret giderdik, haydi dedim, mevsimi değil ama…
Bugün pazar günümdü. Sütçüm Gülcehan evlenmiş. Artık kardeşi satış yapıyor. Sütü aldım getirdim de yoğurdumu mayaladım, peynirimi yaptım bile. Enginarlar haşlandı, soslandı, dutlar, çilekler yendi. Geçen hafta hacı (adı Mehmet ama herkes ona hacı diyor) “aba haftaya kabak alma, tarla kabağı getiriyorum” dedi. Aman dedim getir. Başka var mı çıkan? Belki fasulye çıkar dedi. Ondan da getir dedim, yarım kilo da olsa getir, ben alırım. Hasret kaldımdı yaz sebzelerine. Birer birer çıkmaya başladılar Antalya’da. Baktım getirmiş, hemen körpeciklerini seçtim kabağın (şimdi taze kelle soğanla pişiyor yarısı), fasulyelerimi de tarttırdım. Keyfim yerine geldi birazcık.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir