Pratik Tarif Blog Yazarligi ve Yeni Bir Mim

Blog Yazarligi ve Yeni Bir Mim



Burcin’in Denemeleri blogunun becerikli ve sanatci ruhlu yazari Burcin, beni yeni bir oyuna davet etmis. Kendisine tesekkur ediyor ve sorulari hemen cevaplamaya basliyorum.

1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?

Ingilizce blogumu yazmaga 2005 yilinin Subat ayinda basladim. Yani yakinda blog yazari olarak 3. yilimi dolduracagim. Yakin arkadasim Ceyda, kardesimin esi Fatima ve kizim Zeynep ile tariflerimizi paylasmak, bir cesit tarif defteri olusturmak amaciyla bu ise girismistik. Bu nedenle Ingilizce yaziyorduk. Sonralari bu ise birlikte basladigimiz arkadaslarim farkli nedenlerle devam etmediler, sadece ben kaldim. Basta blogumla genis bir cevreye acilabilecegim hic aklimdan gecmiyordu, ama zaman icinde Turk okuyucularimin sayisi artti ve onlarin israriyla, 2005 yilinin Temmuz ayinda Bizim Pastane adli yeni bir blogda ilk Turkce tarifimi yayimladim. Bu tarif yanda resmini gordugunuz Kara Orman Peykeki idi.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

Yemek blogu yazdigim icin, icerigim bir anlamda belli zaten. Verdigim tarifler genellikle Ingilizce yemek kitaplarindan yapilan tercumeler seklinde oluyor. Tarif disi icerik de cogunlukla, yine tarifle, benim o tatliyi yaparkenki tecrubelerimle ve paylasmaya deger buldugum puf noktalariyla ilgili oluyor. Ziyaretcilerimin beklentilerinin bu oldugunu dusunuyor ve o dogrultuda yaziyorum. Konular bu anlamda sinirli olmakla beraber, bu durumun beni kisitladigini dusunmuyorum; zira benim de paylasmak istedigim sadece bunlar zaten. Bu cercevede yazarken zorlanmiyorum, yazdiklarim uzerinde oynadigim, onlari degistirdigim de pek olmuyor; icimden geldigi gibi yaziyorum.

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?

Ilk baslarda boyle bir durum oldu gercekten. Aileme ve diger yapmam gereken bazi seylere yeterince vakit ayiramadigimi dusundum. Sonra onceliklerimi yeniden duzenledim, girislerimin arasini actim. Kimi zaman tarif vermedim, ya da sadece tarifin anahatlarini paylastim. Boylece, kendimce bir orta yol buldum.

4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

Hayir, ya Bizim Pastane’nin israrla yeni giris bekleyen okuyuculari yok, ya da varsalar bile cok anlayislilar ki, hic boyle s1k1nt1li bir duruma girmedim. Aslinda, Bizim Pastane okuyucularinin cok seckin olduklarini dusunuyorum gercekten; iki yili askin suredir seviyeli bir iliskimiz oldu 🙂 Umarim bu daha yillarca boyle surer.

5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Blog yazmak benim icin bir cok acidan tatmin edici bir ugras. Bir kere bu sayede ilgi saham olan pastacilik konusunda pek cok sey ogrendim. Sonra resim cekmege basladim ve bundan cok zevk alir oldum. Ayrica, bildigim bazi seyleri paylasmak bana cok bana buyuk manevi bir tatmin veriyor. Yurt disinda yasarken Turkce bir blog yazmak, memleketim ve insanimla aramda organik bir bag olmasini sagliyor. Yuzyuze gorusmedigim, fakat herbiri benim icin cok degerli olan bircok arkadasim oldu bu sayede. Butun bu nedenlerden oturu, blog yazmaktan kolay kolay vazgecebilecegimi zannetmiyorum.

Simdi sira birilerini bu oyuna davet etmeye geldi. Zevkle takip ettigim Rabia’yi, mutfak kultur ve tecrubesine hayran oldugum nazik arkadasim Munevver’i, ve s1k sik iyi ki bir blog acmis dedigim Isil’i davet ediyorum ben de.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir