Pratik Tarif Bir Tesekkur

Bir Tesekkur



Dun gibi hatirliyorum, 2004 yilinin Kasim ayinda, Internet’te patlican kebabi tarifi ararken bulmustum Portakal Agaci’ni. Birkac ay o zaman cok az sayida olan Turkce yemek bloglarini takip ettikten sonra, yine blogcu arkadaslardan birinin onerisiyle, 2005’in Subat’inda kendi yemek blogumu actim. Aslinda “actik” demem daha dogru olacak, cunku bu ise el attigimizda arkadasim Ceyda, gorumcem Fatima ve kizim Zeynep ile dort kisilik bir ekiptik. Hem Fatima ve Zeynep’in rahat yazabilmeleri, hem de burdaki esin dostun takip edebilmesi icin blogumuzun Ingilizce olmasina karar vermistik. Our Patisserie, ilk basta arama motorlarindan gizli oldugu icin, ziyaretcilerimiz, sitenin adresini paylastigimiz, bir elin parmaklarindan az sayida kisiydi. Iste Dilek’le tanismamiz bu doneme rastliyor. Portakal Agaci forumundaki mesajlari dikkatimi cekti once; sessiz sedasiz Dilek’ce’yi takip etmege basladim. Zaman icinde bircok benzerligimiz olduguna karar vererek, bir e-postayla kendimi ona tanittim ve sitemizin adresini yolladim. Our Patisserie kabugundan cikmaya hazir oldugunda, bunu ilk ilan eden ve ilk baglantiyi veren Dilek’ce oldu. Gectigimiz iki yil icinde, Dilek’in seckin yemek kulturunden faydalandigim ve bizimle paylastiklarindan turlu ilhamlar aldigim gibi, yemek disi konularda da cok zevkli paylasimlarimiz oldu. Oyle ki, hic yuzyuze olmadigimiz, hatta sesini bile duymadigim halde, Dilek sanal olmayan arkadaslarim kadar yakin oldu bana.

Iki yil oncesinden, hizlica bugune donuverelim simdi. Daha once de sizinle paylastigim gibi, buyuk kizim Zeynep bir ayi askin suredir Fransa’da yasamakta. Tesaduf bu ya, bulundugu bolge Dilek’in yasadigi yere oldukca yakin cikti. Dilek, yeni evine tasinali sadece iki hafta olmasina ve daha istedigi gibi yerlesememesine ragmen, buyuk bir incelik gostererek, Zeynep’i haftasonunu onlarla gecirmesi icin davet etti. Gecen hafta bu bulusma gerceklesti. Bir anlamda Bizim Pastane, Dilek’ce’nin misafiri oldu.

Maalesef bu guzel haftasonuna ait pek resim yok elimizde. Duydugumuz kadariyla yenilmis, icilmis, sohbetler edilmis, kulaklar cinlatilmis, tabii bol bol gezilmis. Butun bunlar olup biterken, uzun uzun resim cekmeye firsat olmamis. Ne yapalim, artik elde olanla idare edecegiz. Ama sunu soylemeden de gecemeyecegim ki, patlicanin her turune bayilan kizim, hayatinin en muhtesem Ali Nazik’ini Dilek’in elinden yemis. Ertesi gunku telefon konusmamizda konu hala Ali Nazik’ti. (“Anne, biz de oyle alti pideli yapalim”, “Ustunun sosunun tarifini Dilek’ten alir misin?” “Daha once hic bu kadar cok yememistim!” vs vs )

Tabii Isvicre’ye gidip de meshur Sprungli’ye ugramamak, hele Isvicre’nin Lüxemburgerli denen mini mini, tombik makaronlarindan yememek dusunulemezdi. Iste Zeynep, donus yolculuguna baslamadan fistiklisinin tadina bakmaya hazirlaniyor.

Hayat ne ilginc, degil mi? Kizimin sanal dostum Dilek’le benden once tanisacagini tahmin edemezdim. Ama Zeynep biraz da cekinerek Isvicre yollarina dustugunde, Dilek’i ve ailesini cok sevecegini, evlerinde cok rahat edecegini, izzet ikram gorecegini kesinlikle biliyordum. Zeynep, Isvicre’den guzel anilarla dondu. Bizden cok uzaklarda olsa da, Dilek ve ailesinin yakininda oldugunu bilmek, sanki elim oralara uzaniyor gibi bir rahatlik veriyor icime.

Her sey icin tesekkurler, Dilek.


Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir