Pratik Tarif Antakya’dan, Sivas’tan, Antep’ten, Mardin’den

Antakya’dan, Sivas’tan, Antep’ten, Mardin’den

Büyücüleri sever misiniz? Belki biraz korkarsınız onlardan. Tekin değillerdir. Ne zaman ne yapacaklarını bilemezsiniz. Bu büyücü mutfak büyücüsü ise düşünceniz değişebilir. O zaman merak duyarsınız. Peki ne yapar bu büyücü? Yemek yapar. Nasıl yemek yapar? Değişik şeyler yapar. Tam bir büyücüdür işte, bir tutam ondan katar, bir tutam bundan. Bazı mutfak büyücüleri malzemeye takıntılı olur. Bizimki onlardan. Antakya’dan biber salçası getirtir, Kazdağı’ndan şifalı otlar, Gökçeada’dan et. Tarifleri de toplar. Birer birer. O tarifleri kendi yorumuyla uygular tabii. Unutulmuş yiyecekleri anımsatır insanlara. Hiç tatmadıkları şeyler koyar önlerine. Pilava iğde konur muymuş? Konurmuş. Büyücüler meraklıdırlar. Yeni şeyler geliştirmeye, öğrenmeye. Karşılarına çıkan fırsatları (çıkmasa da yaratırlar) kendilerini geliştirmek için kullanırlar. İşte o büyücülerden birini tanıyorum ben. Şu anda da tamı tamına oradayım. Büyücünün yeni mekanında. Mutfakta elektronik caz mı retro mu. Ama değişiyor o da. Birazdan türkülere geçilebilir veya Arap müziği çalınabilir. Mutfak ekibinin canı ne çekerse. Zaten 3 tane masa var. Onların derdi (büyücü, hayat arkadaşı ve ekibi) insanlar gelsin burada onlara derin hizmet verelim değildir. İnsanlar gelsin, makul fiyata acaip güzel şeyler yesinler. Daha doğrusu paketletip evlerine götürsünler. Ya da arasınlar, gönderelim. Ama unu tam un olsun, Balıkesir’deki bir su değirmeninden gelsin. Malzemenin hasını kullansın. Takar kafasına. Bir bakır semaverde çay kaynar durur. Gidip alırsınız çayınızı. Zaten hepi topu üç masa. Firuzağa Camii’ne bakan üç masa. Yok pardon dört. Hatta beş. Lahmacun da vardır burada. Bir de şu yandaki katıklı ekmek. Fırıncı küreklerinin üzerinde bir kağıt, üzerinde çıtır çıtır bir lahmacun. Yanında biraz salata. İsterseniz fırında, güveçte pişmiş ahtapot yiyebilirsiniz. Ahtapotlar Çanakkale’den. Ya da firik pilavı ya da güveçte kuru fasulye. Akşamdan fırının ılıklığında, kendi kendine pişmiş. Kerebiçler, kiliçeler. Kiliçe de ne diyeceksiniz? Süryanilerin Paskalya çöreği. Ama hikayesi olan bir çörek. Düğünde eşlerin “ekmeklerini paylaşma” dileğiyle sembolik olarak kırdığı bir çörek. Ya da işte öyle bir şey. Buranın adı Datlı Maya. Mayalanıp pişiyor ekmekler çörekler fırında. Ama önce Dilara’nın kafasında. Ve ben, şu anda buradayım. Fırından taze çıkmış bir katıklı ekmek yemişim, ekşisi kıvamında yayla çorbası içmişim. Mutfaktan sarımsak kokuları geliyor. Müzik daha değişmedi. Bakalım birazdan ne çıkacak? Offf lahmacunlar gelip duruyor fırından. Çıtır çıtır.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir